Ne zaman ki dünyaya geldi hazret-i Ali,
Ýlgilendi o Server, kendi oðlu misali.
(Ali) koydu adýný, Allah’ýn emri ile.
Yýkadý hem de onu, bizzat kendi eliyle.
O, öyle bir nimete kavuþtu ki o saat,
Buna kavuþamadý, sahabeden baþka zat.
Zira Resul-i ekrem, sallardý beþiðini.
Onunla meþgul olur, yapardý her iþini.
Ne zaman Resulullah, gelseydi evlerine,
O, derin uykularda olsa da, hemen yine,
Uyanýp, atýlýrdý ona beþik içinden.
Ellerini uzatýr, coþardý sevincinden.
O Server, onu alýp mübarek kucaðýna,
Muhabbetle sarýlýr ve basardý baðrýna.
Validesi Fatýma, görünce böyle onu,
Sordu, niçin onunla çok meþgul olduðunu.
Dedi ki: (Ya Muhammed, siz zahmet eylemeyin.
Zira bize aittir her hizmeti Ali’nin.)
Buyurdu ki: (Siz bunu, bana vermiþtiniz ya.
Bu, benim çocuðumdur, siz girmeyin araya.)
Nihayet beþ yaþýna olmuþtu ki mülaki,
Mekke’de, o zamanlar bir kýtlýk oldu vaki.
Halk, gýda yokluðundan, olmuþtu çok muzdarip.
Çok nüfusa sahipti bahusus Ebu Talip.
Resulullah görünce, onun bu durumunu,
Amcasý Abbas’a da, söyledi gidip bunu.
Buyurdu ki: (Ey amcam, sen zenginsin ve lakin,
Yoktur fazla geliri amcam Ebu Talib’in.
Hem de çoluk çocuðu, bir hayli kalabalýk.
Bu yüzden, mutazarrýr etti onu bu kýtlýk.
Geçici bir müddetle, bir kýsým evladýna,
Biz bakacak olursak, çok fayda olur ona.)
Sevindi Ebu Talip, iþitince bu hali.
Dedi: (Bana býrakýn, büyük oðlum Ukayl’i.)
Abbas Cafer’i aldý ve kefil oldu ona,
Hazret-i Ali’yi de, Resul aldý yanýna.
Ýþte Ali Mürteza, o günden itibaren,
Artýk hiç ayrýlmadý Sevgili Peygamberden.
Onüçüne girince hazret-i Ali, bir gün,
Gelip namaza durdu, yanýnda o Resulün.
Babasý Ebu Talip, görse de kendisini,
Görmezlikten gelerek, çýkarmadý sesini.
Ve lakin annesinin, kurt düþmüþtü içine.
Meraklanýp, söyledi bunu efendisine.
Dedi: (Haberin var mý, namaz kýlýyor Ali.
Nasýl karþýlýyorsun, acaba sen bu hali?)
Dedi: (Verdik biz onu, Muhammed-ül emine.
Öyleyse karýþmamýz doðru olmaz dinine.) |