Peygamber efendimiz, Sahabe-i kirama,
Emredip, ordusunu koydu bir intizama.
Yani mücahidlerin, saf halinde, muntazam,
Olmasını emretti, sıra dahilinde tam.
Mübarek ellerinde, bir çubuk tutuyordu.
Eshabını, onunla nizama sokuyordu.
Sahabe-i kiramdan, Sevad ibni Gaziyye,
Çıkmıştı bir aralık saftan az ileriye.
GöÄŸsüne, o çubukla hafifce dokundular.
Ve ona, (Hizaya gel ya Sevad!) buyurdular.
Dedi: (Ya Resulallah, elem duydu bedenim.
Ben dahi o çubukla size vurmak dilerim.)
Onun bu sözlerine, Eshab hayret ettiler.
(Allahü ekber!) deyip, hep tekbir getirdiler.
Bir âdet var idi ki, zira Arabistan’da,
Tekbir getirilirdi fevkalade anlarda.
O, kısas istiyordu zira Resulullahtan.
Kısas istenir miydi hiç Fahr-i kâinattan?
GömleÄŸini açarak, buyurdular ki derhal:
(Ey Sevad, haydi bana kısas yap, hakkını al.)
O, görünce Resulün nur saçılan göÄŸsünü,
Sevinç ve muhabbetle, öpüp sürdü yüzünü.
(Ne için böyle yaptın?) diye sorunca ona,
Dedi ki: (Anam babam, feda olsun yoluna.
Öyle zannederim ki, ben ÅŸehid olacağım.
Ve yüksek zatınızdan, bugün ayrılacağım.
İstedim, dudaklarım değsin bedeninize.
Böylece, bir bereket eriÅŸsin bendenize.
Bununla, ahirette şefaat olunayım.
Cehennem azabından, böyle halas olayım.)
Peygamber efendimiz, bundan duygulandılar.
Ve hazret-i Sevad’a çok dua buyurdular.
Sonra Fahr-i kâinat, sordular Sahabeye:
(DüÅŸman ile ne tarzda çarpışalım biz?) diye.
Kalktı Asım bin Sabit önce izin alarak.
Tutuyordu elinde, ok ve yay, bir de mızrak.
Dedi: (Ya Resulallah, KureyÅŸliler, yüz metre,
Bize yaklaştığında, ok atalım ilk kere.
Taş atım sahasına girerse onlar eğer,
Hemen, taş atışına tutalım biz bu sefer.
Mızrak mesafesine gelince yine onlar,
Mızrakla savaşalım, kırılıncaya kadar.
Daha yaklaşırlarsa eÄŸer ki bize düÅŸman,
Kılıçları sıyırıp, çarpışalım o zaman.)
BeÄŸendi bu fikrini onun Fahr-i kâinat.
Ve hemen Eshabına, verdi ÅŸöyle talimat:
(Yerinizi bırakıp, sakın ayrılmayınız!
Ben emir vermedikçe, harbe baÅŸlamayınız.
DüÅŸman, ok mesafesi yaklaşır ise eÄŸer,
Fırlatın okunuzu, etmeyin lakin heder.
Daha yaklaşırlarsa, elinizle taş atın.
Daha da yaklaşınca, mızrakları fırlatın.
En son, göÄŸüs göÄŸüse gelindiÄŸi zaman da,
Kılıçları sıyırıp, çarpışın o son anda.)
|