Arif-i Rivegeri hazretleri “rahmetullahi aleyh”, Evliyanın büyüklerindendir.
GençliÄŸinde derslerini çok iyi yapıyor, hocaları kendisini çok sevip takdir ediyorlardı.
O yörede Abdülhalık-ı Goncdevani adında çok büyük bir Veli de vardı ama henüz Onun büyüklüÄŸünü bilmiyor, baÅŸka hocalardan ders görüyordu.
Ama bir gün, Abdülhalık-ı Goncdevani hazretleri “rahmetullahi aleyh” çarşıdan öteberi almış, evine dönüyordu ki, genç Arif gördü Onu.
Edeble yaklaşıp;
- Efendim, müsaade ederseniz yardım edeyim, dedi.
Büyük Veli kabul edip, elindekileri verdi ona.
Birlikte eve geldiler.
Orada, ona muhabbetle bakıp;
- Sağol evladım, buyurdu. Bir saat sonra gelirsen, birlikte yemek yeriz seninle.
- Peki efendim, deyip ayrıldı.
Ama çok sevmiÅŸti kendisini.
Bir saat sonra geldi tekrar.
Yemek yiyip, sohbet ettiler.
Sohbetten öyle tad aldı ki, o günden sonra gitmedi artık medreseye.
Çünkü aradığını bulmuÅŸtu.
Ona gönülden âşık olmuÅŸ, Ondan baÅŸkasını görmüyordu gözü.
Ama medrese hocaları kızıyorlardı ona.
Hatta bir tanesi baskı yapıyor, ağır sözler söylüyordu kendisine.
Benimle uğraşacağınıza
Bir gün, o hoca onu yolda görüp;
- Çabuk mektebine dön! dedi hiddetle.
Fakat kendisi, bir gün evvel bir günah iÅŸlemiÅŸ, tövbe de etmemiÅŸti.
Arif-i Rivegeri hazretleri, üstün firasetiyle bunu anlayıp;
- Efendim, siz benimle uÄŸraÅŸacağınıza, oturup dünkü günahınıza tövbe edin, deyiverdi.
O bunu işitince, şaşırdı birden.
Utandı, mahcub oldu.
İyi de nerden biliyordu günah iÅŸlediÄŸini?
Araştırdı.
Ve bu kerametin, ona nereden geldiğini anlayıp koştu o kapıya.
Abdülhalık-ı Goncdevani hazretlerinin “rahmetullahi aleyh” yanında tövbe edip, talebesi olmakla ÅŸereflendi.
|