Kandilli Dede "rahmetullahi aleyh", Bileciðin Bozöyük ilçesini nurlandýran bir Allah dostu.
Vaktiyle bir savaþ çýkmýþtý o yörede.
Bu mübarek zat, bir sürü geyiðin boynuzlarýna yanan kandiller astýrýp, bir gece vakti saldýrdýlar düþmana.
Karanlýkta, onlarý büyük bir ordu sanan düþman, telaþlanýp kaçmaya baþladý.
Ve savaþ kazanýldý.
Ýþte “Kandilli Dede” lakabý buradan geliyor.
Beni de kabul edin!
Bir gün, bir genç geldi kapýsýna.
Çok günahlar iþlemiþse de piþman olup tövbe etmiþti.
Rica etti bu büyükten:
- Ne olur, beni de kabul edin talebeliðe.
Gence þöyle bir bakýp;
- Evladým, önce halini düzelt, sonra gel! buyurdu.
Ancak genç üzüldü bu söze.
Kalbi incindi.
Mahzun halde geri döndü.
Ve bir kuytucuða çekilip, baþladý aðlamaya:
- Ya Rabbi! Ben ne fena bir kulum ki, kabul edilmedim o kapýya. Halbuki ben, senin rýzana kavuþmak istiyordum, dedi gözyaþlarýyla.
O anda bir ilham geldi bu Veliye:
Þöyle ki;
- “Sen ne yaptýn? Allahü teâlâyý talep edene hizmetçi olacakken, kovdun kapýndan!”
Hatasýný anlayýp koþtu arkasýndan.
Bulup, özür diledi.
Ve þefkatle bakýp, teveccüh etti.
O anda zikre baþladý gencin kalbi.
Elimizden geldiðince
Bu zat, herkesin yardýmýna koþar, darda kalanlarýn imdadýna yetiþirdi.
Bir gün, genç bir komþusu geldi yanýna.
Ve edeple;
- Efendim, ne güzel, herkesin sýkýntýsýný gideriyorsunuz, dedi.
Mübarek zat;
- Elimizden geldiðince, buyurdu.
Genç adam sordu:
- Merak ettim de efendim, insanlarý sýkýntýdan kurtarmak çok mu sevaptýr?
- Elbette evladým. Bir kimseyi bir dünya sýkýntýsýndan kurtarmak, bütün cihanýn nafile ibadetlerinden daha sevaptýr, buyurdu.
Ve ekledi:
- Hele “Ahiret sýkýntýsý”ndan kurtarmanýn ecri ne kadardýr? Düþün artýk.
Delikanlý anlamadý:
- Ahiret sýkýntýsý mý efendim?
- Evet.
- Ondan kurtarmak nasýl olur hocam?
- Çok kolay. Birine, Ýslamiyet’ten bilmediði bir þeyi öðretirsin. Bir gencin eline, “Ehl-i sünnet”i anlatan bir kitap tutuþturursun. Bu kadar basit.
Ve özetledi:
- Çünkü bu iþ, “Emr-i maruf”tur ve Peygamberlerin vazifesidir. Sevabýnýn miktarýný ancak Allahü teâlâ bilir.
|