Mekke’de, herkesin uykuda olduðu bir saatte, bir gölge duvar diplerine sine sine ilerliyordu.
Uzunca boylu olduðu anlaþýlan bu tedirgin karaltý, etrafý iyice dinledi.
Bir tehlike bulunmadýðýna emin olunca, önünde durduðu evin kapýsýný hafifçe týklatýp, usulca seslendi:
- Bilal!
Cevap gelmeyince biraz daha hýzlý vurup, az daha yükseltti sesini:
- Bilal! Bilal!
Bilal, uykulu bir sesle sordu içerden:
- Kim o?
- Benim, Ebu Bekir.
Bilal kapýyý aralarken;
- Hayýrdýr dedi, Gecenin bu saatinde.
Hazret-i Ebu Bekir “radýyallahü teâlâ anh” sessizce içeri süzülürken;
- Hayýrlý bir iþ, dedi. Seni davete geldim.
Bilal meraklandý:
- Ne daveti bu?
- Ýslam’a davet. Seni Ýslam dinine davet için geldim.
- Ýslam dini mi? Bu da ne demek ya Eba Bekir? Hem yarýn olmaz mýydý?
- Hayýr Bilal, olmazdý.
- Neden?
- Bu, gizli çünkü. Efendinin bilmemesi lazým.
Ve baþladý anlatmaya:
- Bak Bilal, eski Peygamberlere gelen Cebrail ismindeki melek, aramýzdan birine vahiy getirmiþ bulunuyor. Yani yeni bir din ve Peygamber var bugün. Ben o Peygambere iman ettim. Senin de iman etmeni istiyorum.
Ve þöyle devam etti:
- Düþün bir kere. Þu putlardan hiç ilah olur mu? Sonra þu kýz çocuklarýnýn durumu. Neden utanma sebebi olsun? Neden diri diri topraða gömülsünler?
Bilal baþýný salladý:
- Doðru, ama bu bahsettiðin Peygamber kimdir? Ben tanýyor muyum?
- Elbette, Muhammed bin Abdullah “sallallahü aleyhi ve sellem”.
Bilal’in siyah yüzüne, tatlý bir aydýnlýk yayýldý o anda.
Müslüman olmak istiyorum
Hazret-i Ebu Bekir “radýyallahü teâlâ anh” devam etti:
- Bak kardeþim, zencisin diye seni aþaðý tutuyor, köle olarak kullanýyorlar. Halbuki bu dinde kimsenin kimseye üstünlüðü yok. Üstünlük iman ve ihlasta. Parada deðil.
Bilal yere bakýp, düþündü kendi kendine:
“Evet, hakikaten Muhammed-ül emin yüksek ahlaklý bir insan. Ebu Bekir yine öyle. Bu ikisinden daha dürüst, daha doðru sözlü biri yok þu cemiyette”.
Bakýþlarýný yerden kaldýrdý:
- Ben de Müslüman olmak istiyorum.
Ve “Kelime-i þehadet” yankýlandý odada.
Siyah yüzü, nur gibi parlýyordu sevinçten
“radýyallahü teâlâ anh”.
Bülbülleri imrendirirdi
Hazret-i Bilal, çok mert ve dürüst bir köle idi.
Becerikliydi sonra.
Ticaret iþlerini iyi bilirdi.
Bunlar bir yana, bir sesi vardý ki, bülbüller imrenirdi ona.
Efendisi Ümeyye, ticaret kervanlarýna onu yollardý hep.
Niye?
Sesi için tabii.
Develer yorgun ve bitab düþtüklerinde, onun söylediði yanýk ve içli naðmelerle canlanýr, adeta koþmaya baþlarlardý yollarda.
Adamýn oniki kölesi vardý.
Ama Bilal baþkaydý.
Ona güvenir, mühim iþlerini ona yaptýrýrdý.
Bunun için de çok seviyordu kendisini.
Ancak bu sevgi, beklenmedik bir haberle müthiþ bir nefrete dönüþtü birden.
Neydi o haber?
Bilal Müslüman olmuþ!
Buna önce inanmadý.
Gerçek olduðunu anlayýnca, merhametsiz bir zalim kesildi ona karþý.
Kölesiydi çünkü.
Kölesiydi ya, istediðini yapabilirdi.
Döverdi. Öldürürdü. Kime ne?
O zamanki zihniyet böyleydi.
Bir süre eziyetten sonra tehdit etti:
- Haydi, Muhammedi inkâr et!
Cevabý tek kelimeydi Bilal’in:
- Ehad Allah!
Yani “Allah bir!”
Yeniden dayak.
Tekrar iþkence.
Bir aðaca baðlanmýþ olarak dövülen bu mazlum insanýn patlak dudaklarýndan kanlar süzülürdü aþaðýya.
Zalimin hýncý dinmek bilmiyordu.
Çýldýracaktý neredeyse.
“Nasýl olur?” diyordu. “Benim kölem olsun da, bana sormadan Müslüman olsun”.
Onu, güneþte kýzmýþ kayalarýn üzerine çýplak olarak yatýrýp, teklifini tekrarladý:
- Dön diyorum dininden!
Cevap deðiþmiyordu:
- Ehad Allah! Ehad Allah!
Ümeyye kudurdu.
Cayýr cayýr yanan kaya üzerine yatýrdýðý Bilal’in üstüne, baþka kýzgýn kayalar yýðdý.
Baðýrýyordu bir yandan da:
- Haydi, dön dininden!
Cevap ayný:
- Allah bir!
Altta kor gibi kýzgýn taþ.
Üstte kýzgýn kayalar.
Arasýnda bir garip mümin.
Kimsesiz ve köle.
“Ölürüm de dinimden dönmem!” diyen bir üstün insan.
Ümeyye delirmek üzereydi.
Emretti adamlarýna:
- Kum yýðýn üstüne!
Sýcak kum, kýzgýn zeytinyaðý gibi döküldü vücuduna.
Hareket þansý da yoktu artýk.
Çünkü baðlýydý eli ayaðý.
Nefesini bile zor alýyordu.
Tam bir ölüm-kalým mücadelesi yani.
Günler böyle geçti.
Kaldý ki dakikasý yýl gibi geliyordu ona.
Geçmek bilmezdi saniyeler.
Ýslam’dan dönsün diye
Ümeyye kâfiri, Müslüman olduðunu öðrendiði kölesi Bilal’e “radýyallahü teâlâ anh”, akýl almaz iþkenceler yaptý günlerce.
Neden?
Ýslam’dan dönsün diye.
Peki maksadýna ulaþabildi mi?
Hayýr.
Günlerce deðil, binlerce sene uðraþsa da ulaþamayacaktý maksadýna.
Yaptýklarý kâr etmeyince, ayaðýna ip takýp, çýplak vücudunu çalýlýklarda sürüttü ki, sivri çalý dikenleri yýrttý bütün derilerini.
Kanlar içinde kalýp, acýdan bayýldý.
Ama o zalimde en küçük bir vicdan sýzýsý yoktu yine.
Bir gün, yine ateþ gibi taþlarýn üzerine yatýrýp, uzun süre kýrbaçladý.
Bir yandan da baðýrýyordu:
- Dön diyorum! Dininden dön!
Cevap iki kelimeydi:
- Allah bir!
Bu defa üç beþ kiþinin zor kaldýrabileceði bir kayayý getirip, göðsüne koydular.
Öldürücü sýcak,
Göðsündeki müthiþ aðýrlýk.
Ve vücudunda açýlan yaralar.
Ayrýca açlýk ve susuzluk.
Takati tükenip bayýlýverdi.
Müþrikler, “Öldü!” diye terk edip gittiler.
Bilal “radýyallahü teâlâ anh” gözlerini açtýðýnda, üstündeki taþýn gaibten atýldýðýný, güneþin de bir kara bulutun ardýna gizlenmiþ olduðunu görüp, þükürle mýrýldandý:
“Allah’ým, senden gelen her þey güzeldir.”
Ýþte iman bu.
Günlerce çekilen dayanýlmaz iþkenceler neticesinde mecal diye bir þey kalmadý hazret-i Bilal’de.
Tükendi, bitti.
Ama iþkenceler bitmedi.
O zalim, bir deve yularýný iki kat yapýp, garibin boynuna geçirdi bir gün.
Ýpin ucunu da çocuklarýn eline verip, Mekke sokaklarýnda dolaþtýrdý.
Görenler soruyordu:
- Ne olmuþ buna?
- Hiç, Müslüman olmuþ da, efendisi ceza veriyor.
- Ha öyle mi? der, ve devam ederlerdi yollarýna.
Hiç þaþýrmak, yadýrgamak olmazdý.
Bir gün, Ümeyye, Ebu Cehil ve diðerleri, uzun süre iþkence ettikten sonra hiddetle baðýrdýlar:
- Sana son ikâzýmýz. Ya Ýslam’dan dönersin, ya da seni öldüreceðiz!
Hazret-i Bilal “radýyallahü teâlâ anh”, emsalsiz bir tevekkülle o deðiþmez cevabýný verdi:
- Allah bir!
Ýþte tam o sýrada Allah’ýn Resulü “sallallahü aleyhi ve sellem” oradan geçerken onu bu azapta, hem de Allah ismini söylerken gördü ve;
- (Allah demen, seni kurtarýr!) buyurdular.
Sen kurtarýrsýn
Resulullah efendimiz aleyhisselam evlerine gittiler.
Çok üzülmüþlerdi.
Az sonra hazret-i Ebu Bekir “radýyallahü teâlâ anh” geldi huzura.
Ona, Bilal’in iþkence çektiðini anlatýp;
- (Ya Eba Bekir, Bilali kâfir elinden, sen kurtarýrsýn) buyurdular.
Zira Hazret-i Ebu Bekir daima kâfirlerin arasýnda yürür, Müslüman esir varsa, hesapsýz para verip, satýn alýrdý.
Aldýðý gibi, Hak teâlâ yoluna ve Habib-i Ekrem aþkýna azat ederdi.
Hazret-i Ebu Bekir durabilir miydi artýk.
Ne yapýp etmeli, Efendimiz aleyhisselamý sevindirmeliydi.
Ýzin alýp, koþtu hadise mahalline.
Evet, manzara dayanýlýr gibi deðildi.
Ýçi sýzladý büyük sahabinin.
O insafsýz Ümeyye’ye yanaþtý:
- Niçin eziyet ediyorsun bu zavallýya?
- Kölem deðil mi? Ýstediðimi yaparým.
- Ýþkence etmekle ne geçiyor eline? Ýstersen onu bana sat.
- Satmak mý? Hayýr satmam.
- Ne istersen vereyim.
- Aðýrlýðýnca akça da versen yine satmam. Fakat senin kölen Amir ile onu deðiþebilirim.
Hazret-i Ebu Bekir sevindi:
- Tamam. Amiri sana veriyorum. Hem de bütün malýyla.
Anlaþtýlar.
Hazret-i Ebu Bekir koþup çýkardý Bilal’i o taþlarýn arasýndan.
Baðlarýný çözdü.
Koluna girip hane-i saadete doðru yürüdüler
“radýyallahü teâlâ anhüma”.
Hazret-i Ebu Bekir’in sevinçten içi içine sýðmýyordu.
Kâfirler mi?
Onlar da sevinçliydi.
“Ebu Bekir’i aldattýk” diyorlardý.
Çünkü Amir, hem çok zengin, hem de ticaret iþlerini çok iyi bilirdi.
Ýki sahabi, el ele tutuþmuþ halde vardýlar Efendimiz aleyhisselamýn huzuruna. Peygamber efendimiz çok sevindiler.
Hazret-i Ebu Bekir daha da sevinçliydi.
Neden?
Çünkü Efendimiz aleyhisselam sevinmiþti.
- Ya Resulallah! Bilal’i Allah için azat ettim, dedi.
Buna daha çok sevindi Efendimiz aleyhisselam.
Onu sevindirmek karþýlýksýz kalýr mý?
Az sonra vahiy geldi.
“Hazret-i Ebu Bekir’in Cehennemden azat olduðu” bildiriliyordu gelen âyette.
Hazret-i Bilal “radýyallahü teâlâ anh”, hürriyetine kavuþunca Resulullah efendimiz aleyhisselamýn müezzini oldu.
Artýk o, günde beþ defa ezan okuyordu.
Hem öyle ezan ki, dinleyenlerin kalbini nurla doldururdu, gözlerini yaþla.
|