Manisa’nýn gönül sultanlarýndan bir büyük zat var.
Hacý Sütçü Dede "rahmetullahi aleyh".
Bu mübarek zat, bela ve mihnetlere sabretmesiyle meþhurdu.
Þöyle ki;
Uzun bir yolculuða çýkmýþtý bir gün.
O seferde iken, bir “Taun” -veba hastalýðý- çýktý o yörede.
Öyle ki kasýp kavuruyordu insanlarý.
Nice taze fidanlar bu dertten düþtüler topraða.
Hacý Sütçü Dede’nin de dört çocuðu bu illete yakalanýp vefat ettiler peþ peþe.
Mübarek zat, sefer dönüþü öðrendi hadiseyi.
Üstelik yolda eþkýyalar yolunu kesmiþ, bütün malýný almýþlardý.
O, bütün bu olanlara çok güzel sabretti.
Peki üzülmedi mi?
Elbette üzüldü.
Hatta sessizce aðladý çocuklarý için.
Ama asla þikayet etmedi.
Sabretti hepsine.
Kimi kime þikayet edeyim?
Ýnsanlar bir gün Ona gelip;
- Efendim! Çocuklarýnýz öldü. Mallarýnýz gitti. Buna raðmen hiç sesiniz çýkmýyor. Þikayetçi olmuyorsunuz, dediler.
Mübarek zat sordu onlara:
- Bu sýkýntýlar kimden geliyor dersiniz?
- Allahü teâlâdan elbette.
- Yani Rabbimizin dilemesi ve takdiriyle oluyor, öyle deðil mi?
- Evet efendim.
- Öyleyse kimi kime þikayet edeyim? O gönderiyor hepsini. Biz kuluz, razýyýz Onun takdirinden, buyurdu.
Ve ekledi:
- Ayrýca dünya sýkýntýlarý bir nimettir bizler için.
Þaþýrdýlar:
- Nimet mi dediniz efendim?
- Evet, hem de büyük nimet. Þöyle ki; sabredebilirsek günahlarýmýzýn affýna sebep olur. Bundan büyük nimet olur mu?
Þöyle bitirdi:
- Zaten bu dünya, mihnet ve sýkýntý üzere kurulmuþtur. Sýkýntýnýn ise sabýr ve katlanmaktan baþka çaresi yoktur.
|