Kureyþ müþrikleri, hazret-i Hamza’nýn “radýyallahü teâlâ anh” Müslüman olma þokunu henüz atlatamamýþlardý ki, bir baþka þok bekliyordu onlarý.
Hiç ummadýklarý biri Müslüman olmak üzereydi.
Ve onun iman etmesiyle küfrün dünyasý baþlarýna yýkýlacaktý.
Kimdi o kiþi?
Ömer bin Hattab.
Kureyþin þöhretli isimlerinden.
Ýri yarý, heybetli, kýzýl gür saçlý, sýk sakallý bir pehlivan.
Lügatýnda “korku” kelimesi olmayan bir yiðit.
Henüz iman etmemiþti ki, bir gün öfke ile çýktý evden.
Kâbe’ye doðru yürümeye baþladý.
Kýzgýn ve hiddetliydi.
O yürürken yer sallanýyordu sanki.
Peki ya niyeti?
Peygamber efendimiz aleyhisselamý uyarmak (!)
- “Vazgeç bu sevdadan!” diyecekti Ona.
- “Dinimize iliþme! Bizimle uðraþma. Yoksa piþman olursun!” deyip, ihtar edecekti Onu güya.
Çünkü Onun yüzünden ikilik çýkmýþtý Kureyþte.
Baba oðlundan ayrýlýyordu.
Kardeþ kardeþten.
Böyle giderse cemiyet çözülecek, gemi su alacaktý.
Asýrlýk çýnar kuruyacak, töreler bozulacaktý.
O, öyle inanýyordu.
Ama hayýr! Ömer yanýlýyordu.
Aynen kendi öz yavrusunu diri diri topraða gömerken yanýldýðý gibi.
Asýrlýk çýnar dediði Kureyþ, çoktan kurumuþtu zaten.
Hatta ölmüþtü.
Onun hayat bulmasý, bir tek þeye baðlýydý.
Onun getirdiði dine uymaya.
Ona tâbi olmaya.
Ama Ömer, þimdilik bunun farkýnda deðildi.
O, þu anda dað gibi heybetiyle Kâbe’ye yürüyordu.
Efendimiz aleyhisselamý bulacak ve Onu ihtar edecekti.
Nihayet vardý Beytullaha.
Evet, Resulullah efendimiz aleyhisselam oradaydý.
Ve yeni nazil olan El-Hâkka suresini okuyordu insanlara.
Bir kenara saklanýp dinledi sureyi.
“Okumasý bitsin, sonra konuþurum” dedi kendi kendine.
Ancak dinledikçe kalbi yumuþadý.
Deðiþti fikri.
Ýþittiklerine karþý hayranlýk duydu ister istemez.
“Evet” dedi içinden. “O bir þair. Bu kadar güzel sözleri ancak bir þair söyleyebilir”.
O, böyle düþünüyordu ki, Efendimiz aleyhisselam kýrk ve kýrkbirinci âyetleri okudular. Bu âyetlerde mealen; “O þair deðildir. Onun söyledikleri Allah’ýn kelamýdýr” buyuruluyordu.
Bunu iþitince daha da þaþýrýp;
“Hayret” dedi. “Zihnimden geçenleri anladý. Öyleyse o bir kâhin”.
Ancak ardýndan iþittiði þu âyet-i kerime ile irkildi yine.
“O kâhin sözü deðildir. Alemlerin Rabbinden inzal olmuþtur”.
Ömer’in zihni, iþittikleriyle alt üst olmuþtu.
O kadar duygulandý ki, göz yaþlarýna mani olamadý.
Ýman etmek istediyse de, etrafý mani oldular.
Ýslamiyet’in altýncý yýlýydý.
Hazret-i Hamza’nýn Müslüman olmasýnýn üzerinden üç gün geçmiþti henüz.
Mekke, bu müthiþ haberle çalkalanýyordu.
Eðer mani olunmazsa gerisi gelecekti.
Ýþte Kureyþi telaþlandýran da buydu zaten.
Toplanýp, müzakere ettiler konuyu.
Çareler aradýlar.
Tabii Ebu Cehil baþ roldeydi yine.
Küfrün baþý oydu çünkü.
Herkes bir fikir sürdü öne.
Ama Ebu Cehile göre çare tekti:
Onu öldürmek!
Ve açýkladý fikrini:
- Tek çaremiz var arkadaþlar!
Sordular hemen:
- Nedir o?
- Onu öldüreceðiz!
Kimse beklemiyordu böyle bir þey.
Hemen sordular:
- Öldürmek mi?
- Evet. Çünkü o, tanrýlarýmýzý kötülüyor. Dinimize batýl diyor. Ecdadýmýzýn Cehennemde olduðunu söylüyor. Þimdi beni iyi dinleyin! Onu öldürene mükafat var!
Sordular:
- Ne var mesela?
- Yüz kýzýl tüylü deve. Ayrýca altýn, gümüþ, elbiselik kumaþlar, daha neler neler... Servete boðacaðým o bahadýrý.
O sözünü bitirince, derin bir sükut kapladý ortalýðý.
Herkes birbirinin yüzüne baktý.
Peygamberi öldürmek!
Fevkalade riskli bir teklifti bu.
Cesaret iþiydi ayrýca.
Niye?
Çünkü Onun ölümüyle Kureyþ ikiye bölünecek, kan davalarý baþlayacaktý.
Herkes bunlarý düþünüyordu ki, biri fýrladý ayaða ve
- O dediðin iþi, Hattaboðlu yapar ancak! diye kükredi.
Bütün gözler ona çevrildi bir anda.
Ve hayranlýkla bakýp, tasdik ettiler kendisini:
Teþvik ettiler.
- Yaþþa ya Ömer! Bu iþi ancak sen becerirsin! dediler.
Ve bir alkýþ tufanýdýr koptu.
Ömer’in cahiliyet damarý kabarmýþtý iyice.
Kýlýcýný kavradýðý gibi düþtü yola.
Peþinden destek verdiler:
- Haydi Hattaboðlu, görelim seni! Öldürmeden geri dönme!
Ömer, pür hiddet yola koyulmuþtu.
Allah’ýn Resulünü bulacak ve öldürecekti güya.
Henüz bir sokak gitmiþti ki, Nuaym bin Abdullah ile karþýlaþtý köþe baþýnda.
Kimi öldüreceksin?
O da yeni Müslüman olmuþtu.
Ama Ömer habersizdi bundan.
Nuaym hazretleri “radýyallahü teâlâ anh”, onu bu halde görünce þüphelendi.
Zira silahlý pusatlý, pek de hiddetliydi.
Seslendi karþýdan:
- Hayýrdýr ya Ömer! Bu hiddet, bu þiddetle nereye böyle?
Öfkeyle cevap verdi:
- Birini öldürmeye gidiyorum.
- Kimi öldüreceksin?
- Kimi olacak. Kureyþ arasýna tefrika sokan, tanrýlarýmýzý beðenmeyen, bizi hor gören Muhammedi.
Nuaym hazretleri, bu korkunç haberle sendeledi.
Sonra toparlanýp cevap verdi:
- Zor bir iþe giriþmiþsin.
- Zor mu, neden?
- Hadi baþardýn diyelim. O zaman Abdülmuttalip oðullarýnýn elinden nasýl kurtulacaksýn? Seni sað býrakýrlar mý?
Bu söz, hoþuna gitmedi Ömer’in.
- Ya, demek öyle. Anlaþýlan sen de onlardansýn. Öyleyse önce senden baþlayayým! dedi.
Ve sað eli, hýzla kýlýcýnýn kabzasýna gitti.
Nuaym hazretleri korkuyla irkildi:
- Sen beni býrak. Ýstersen sana garip bir haber verebilirim.
- Ya, neymiþ o haber?
- Kýz kardeþin Fatýma ile kocasý Said.
- Ne olmuþ onlara?
- Ýkisi de Müslüman oldular.
- Hayýr, olamaz!
- Doðru söylüyorum. Ýstersen önce onlardan baþla.
Ömer hiç ummadýðý bir þeyi iþitmiþti.
Fena halde þaþýrdý.
Ne diyeceðini bilemedi.
Ve itiraz etti yine:
- Yok, hayýr, yalan! Yalan söylüyorsun! Onlar Müslüman deðil. Olamaz.
Nuaym hazretleri üsteledi:
- Ýnanmazsan git öðren. Ýþte evleri orada, uzak deðil.
Ve taktik tutmuþtu
Nuaym hazretlerinin gayesi, hedef þaþýrtmaktý aslýnda.
Onu Efendimiz aleyhisselamdan uzaklaþtýrmak için oyalama taktiðiydi.
Ve taktik tutmuþtu.
Nitekim Ömer, o an için Efendimiz aleyhisselamý unutmuþ, kýz kardeþinin evine yönelmiþti hýzlý adýmlarla.
Gerçekten de kýz kardeþi Fatýma ve zevci Said Müslüman olmuþlar, yine müminlerden Habbab bin Eret’i evlerine çaðýrmýþ, ondan Kur’an-ý kerim öðreniyorlardý o esnada.
Ömer eve yaklaþýnca, Kur’an seslerini iþitti dýþardan.
Beyninden vurulmuþa döndü.
“Demek doðru” dedi içinden. “Bunlar Müslüman olmuþ”.
Kapýyý hýrsla yumruklamaya baþladý.
Adeta kýrarcasýna.
Öfkesi kat kat olmuþtu.
Fatýma ve beyi Said, pencereden onu böyle görünce telaþa kapýldýlar.
Þimþek hýzýyla kalkýp, Habbabý kilere soktular.
Kur’an sayfalarýný da bir yere saklayýp açtýlar kapýyý.
Renk vermemeye çalýþýyorlardý.
Ancak Ömer anlamýþtý hakikati.
Hiddetle sordu:
- Ne okuyordunuz?
Bu suale cevap vermek kolay deðildi o an için.
Ne deseler ya Rabbi!
Ne söyleseler?
Ömer, patlamaya hazýr bir yanardað gibiydi.
Ve cevap bekliyordu sualine.
Hiddetle baðýrdý:
- Size soruyorum! Ne okuyordunuz?
- .....
- Kur’an okuyordunuz deðil mi?
Eniþtesi Said korku içinde mýrýldandý.
- Hayýr, sana öyle gelmiþtir.
Ömer kükredi:
- Peki, neydi o duyduklarým?
- Þey, aramýzda bir mesele vardý da onu konuþu...
Lafýný bitiremedi.
Ömer, yakasýndan tuttuðu gibi yere çarptý onu.
Kýz kardeþi Fatýma koþup beyini yerden kaldýrmaya uðraþýyordu ki, amansýz bir “tokat” patladý yüzünde.
Bu tokat, o narin yapýlý hanýma ”balyoz” gibi gelmiþti.
Gözlerinde þimþekler çaktý zavallýnýn.
Sendeleyip yere düþtü.
Neye uðradýðýný þaþýrmýþtý ki, pembe bir kanýn dudak kenarýndan aþaðý doðru aktýðýný hissetti.
Gül yüzü, al kana bulanmýþtý mübarek hanýmýn.
Peki ya Ömer?
Kardeþini kanlar içinde görünce durgunlaþtý birden.
Kalbi sýzladý.
Ne de olsa öz kardeþiydi.
Ciðeriydi sonra.
Piþman oldu yaptýðýna.
Eli kolu yana düþtü.
Ýþte ne olduysa o anda oldu.
Ýmanýndan aldýðý kuvvetle haykýrdý Fatýma hazretleri:
- Niçin ya Ömer! Niçin Allah’tan utanmýyor, mucizelerle gönderdiði Peygamberine iman etmiyorsun, niçin?
Ve devam etti:
- Evet, saklamýyoruz. Ben ve kocam Ýslam’la þereflendik. Ýkimiz de Müslümanýz. Baþýmýzý kessen, bizi döndüremezsin, anladýn mý?
Fatýma “radýyallahü teâlâ anha”, Ömer’in bu kritik anýný çok güzel yakalamýþtý.
O dað gibi heybetli adam, þimdi kýz kardeþinin bu haykýrýþý karþýsýnda titriyordu adeta.
Dizlerinin baðý çözüldü.
Ve iliþti bir kenara.
Piþmanlýk duygusu içini kemiriyordu.
Dikkatlice okudu
Þefkatle kýz kardeþine baktý:
- Þu okuduðunuz sayfayý görebilir miyim?
- Tabii, derhal.
Ve koþup getirdi o sayfayý.
Taha suresi yazýlýydý onda.
Ömer okumaya baþladý.
Âyet-i kerimelerin güzelliði içten içe etkiliyordu kendisini.
Hele birinden öyle duygulandý ki, þaþkýna döndü adeta.
O âyette mealen;
“Göklerde, yerlerde, bu ikisi arasýnda ve topraðýn altýnda ne varsa, hepsi Allah’ýndýr” buyuruluyordu.
Hayretle döndü kýz kardeþine.
- Ya Fatýma, doðru mu bu?
- Hangisi doðru mu?
- Yerlerde ve göklerde ne varsa, hep sizin taptýðýnýz ilahýnmýþ, öyle mi?
- Elbette.
- Hayret ettim doðrusu.
- Neden?
- Çünkü bizim binbeþyüz kadar tanrýmýz var. Hiçbirinin tek karýþ yeri yoktur.
Sonra devam etti okumaya:
“Allah, gizliyi de, gizlinin gizlisini de bilir. Ondan gayri tapacak ilah yoktur. En güzel isimler Onundur”.
Sonra Hadid suresine geçti:
“Onun her þeye gücü yeter. Göklerin ve yerin idaresi Onun elindedir. Dirilten, öldüren, her þeye gücü yeten Odur. O, bütün yaptýklarýnýzý görür. Kalbinizden geçenleri bilir. Peygamber, sizi Allah’a imana çaðýrýp dururken, size ne oluyor ki iman etmiyorsunuz?”
Burada durup tefekküre daldý.
Ve mýrýldandý yavaþça:
“Bunlar ne güzel sözler. Ne kadar doðru. Bundan daha güzel söz olamaz.”
Bunu duyan Habbab, saklandýðý yerden fýrlayýp çýktý ortaya.
Ve haykýrdý heyecanla:
- Müjde ya Ömer, müjde! Resulullah efendimizin dün gece ettiði dua, senin hakkýnda kabul oldu.
Ömer sordu:
- Ne müjdesi?
- Dün gece Resulullah efendimizin yanýndaydým. Ellerini kaldýrýp dua etmiþti.
- Ne demiþti?
- Ya Rabbi, bu dini Ebu Cehil bin Hiþam veya Ömer bin Hattab ile kuvvetlendir! diye dua etmiþti.
Ömer’in yüzü güldü.
- Ya, öyle mi?
- Evet ya Ömer, bu saadet sana nasip oldu, elhamdülillah.
- Elhamdülillah!
Sevinçten güller açmýþtý herbirinin yüzünde.
Herkes mutluydu o an.
Ne diyeceklerini bilemiyorlardý.
Hepsinin yüzü gülüyordu.
Ömer’in etrafýný saran Said, Fatýma ve Habbab, þimdi bir þey bekliyorlardý ondan.
Aðzýnýn içine bakýyorlardý.
Hani “Kelime-i þehadet”i söylesin diye sabýrsýzlanýyorlardý.
Vaktiydi gayri.
Nihayet konuþtu Ömer:
- Peygamber þu anda nerdedir?
Az önceki kaba, katý adam gitmiþ, yerine temiz yüzlü, mütebessim, cana yakýn, tatlý bir insan gelmiþti sanki.
Düþman gitmiþ, dost gelmiþti.
Fatýma sevinçle cevap verdi abisine:
- O, þimdi Erkam’ýn evindedir abi.
Ömer, sevgiyle baktý kýz kardeþine.
- Peki ya Fatýma. Beni Ona götürün! Onun huzurunda Müslüman olacaðým.
Aman ya Rabbi! bu ne güzel cümle.
Ne hoþ kelam bu.
Üç garip Müslüman, inanýlmaz sevince gark oldular o anda.
Hazret-i Ömer ile hazret-i Habbab, hemen yola çýktýlar.
O sýrada Allah’ýn Sevgilisi, bir avuç Eshabýyla sohbet etmekteydi Erkam’ýn evinde.
Müminler korku ve endiþe içindeydiler.
Sayýlarý az, kuvvetleri zayýftý.
Ara ara dertleþiyorlardý.
Ölsek de gam deðil
“Ah ah! Kelime-i þehadeti bir kerecik olsun, þöyle yüksek sesle haykýramadýk þu küffâra karþý. Yoksa nasip olmayacak mý bu bize?”
Nihayet Efendimiz aleyhisselama arzettiler bunu:
- Ya Resulallah! Ýzin verin, dýþarý çýkalým. Kelime-i þehadeti, avaz avaz haykýralým þu küffâra. Bundan sonra ölsek de gam deðil.
Efendimiz aleyhisselam teselli etti onlarý:
- Ey gönlü kýrýk müminler, gam çekmeyin. O Allah ki, Ýbrahimi Nemrudun ateþinde yaktýrmadý, Ýsmailin boynunu býçaða kestirmedi. Bizleri de bu düþmanýn þerrinden kurtarýr elbet.
Müminlerin kalbleri ferahladý.
Yüzleri güldü.
Daha sonra Efendimiz aleyhisselam ellerini açýp yalvardýlar:
- Ya ilahi, bu otuzdokuz kiþi ki, sana iman etmiþ, can-ü gönülden kul olmuþlardýr. Bu gariplerin gözyaþlarý ve gönül ateþleri hatýrýna bize acý. Kâfirlerin þerrinden koru. Þaný yüce biriyle bu dine kuvvet ver. Bu biçare müminleri sevindir!
O anda Cebrail aleyhisselam gelip müjdeyi verdi:
- Ey Allah’ýn Resulü, hani dün Kureyþin büyüklerinden birinin Müslüman olmasýný niyaz etmiþtin ya. Ýþte o duaný cenâb-ý Hak kabul etti. Ömer’i seçip senin emrine verdi. O þimdi buraya geliyor. Kalk, karþýla kendisini.
Az sonra kapý çalýndý.
Bilal-i Habeþi koþup baktý kapý aralýðýndan.
Fakat o da ne!?
Geri çekildi birden.
Ömer! dedi korkuyla. Ömer gelmiþ!
Diðer sahabileri de bir korku sardý o an.
Korkularý Resulullah efendimiz içindi.
Hemen Efendimiz aleyhisselamýn etrafýnda halka oldular.
Çünkü Ömer, kolay alt edilecek biri deðildi.
Ama hazret-i Hamza “radýyallahü teâlâ anhüm” yüreklendirdi onlarý.
Baþýný koparýrým
- Korkmayýn! Gelen, bir kiþidir. Ýyi niyetle geldiyse hoþ geldi. Yoksa...
Kýlýcýný sýyýrdý o ara.
- Yoksa þu kýlýçla baþýný koparýrým!
Sonra kapýyý açýp çýktý dýþarý.
Ve kükredi adeta:
- Ya Ömer! Sen bizi ne zannediyorsun? Biz, Abdülmuttalip oðullarýyýz. Bi-iznillah demiri çiðner, havaya püskürtürüz. Bize karþý zafer bulacaðýný zannediyorsan aldanýyorsun!
Ve ekledi:
- Hele Resulullahýn kýlýna bile dokundurtmayýz, haberin ola!
Efendimiz aleyhisselam, kapýya gelip, güler yüzle karþýladýlar Ýbni Hattabý.
Eshab-ý kiram, elleri kýlýç kabzalarýnda tetikte bekliyorlardý ki,
Efendimiz aleyhisselam;
- Çekiliniz! Yanýndan ayrýlýnýz! buyurdular.
Sonra sevgiyle kucakladýlar hazret-i Ömer’i.
Öyle sýktýlar ki, kemikleri birbirine geçti sanki.
Bu arada hazret-i Ömer’in kýlýcý düþtü omzundan.
Kendi de diz üstü yere çöktü.
Efendimiz aleyhisselam onu omuzlarýndan tutup kaldýrdýlar ve
- Ýmana gel ya Ömer! buyurdular.
O anda “Kelime-i þehadet” yankýlandý odada.
Efendimiz aleyhisselam tekbir getirdiler sevinçten.
Müminler de bir aðýzdan tekrar ettiler.
Allahü ekber! Allahü ekber!
Yer gök tekbir sedalarýyla inledi o gün.
Erkam’ýn evi, bir anda bayram yerine dönmüþtü.
Hazret-i Ömer “radýyallahü teâlâ anh” hicabýndan önüne bakýyordu ki, Efendimiz aleyhisselam onun baþýný öpüp, dua buyurdular.
O anda Cebrail aleyhisselam geldi.
Enfal suresinin 64.cü âyetini getirmiþti ki, mealen; “Ey Peygamberim! Sana, yardýmcý olarak Allah ve müminlerden sana tâbi olanlar yetiþir!” buyuruluyordu.
Hazret-i Ömer edeple sordu Efendimiz aleyhisselama:
- Kardeþlerimiz kaç kiþidir ya Resulallah?
Efendimiz aleyhisselam;
- Seninle kýrk olduk, buyurdular.
Arzetti ki:
- Ya Resulallah, kâfirler Lat ve Uzza putlarýna aþikâre ibadet ederken, biz, onsekiz bin alemin Rabbine niçin gizli gizli ibadet ediyoruz?
Ve ekledi:
- Ýzin ver, çýkalým, haykýralým tevhidi. Rabbimize aþikâre ibadet yapalým. Kimden çekiniyoruz?
Efendimiz aleyhisselam uygun gördü bu fikri.
Ve hep birlikte çýktýlar o evden.
Hedef, Kâbe-i þerifti.
Oraya gidilecek, müþriklerin gözü önünde saf tutup namaza durulacaktý.
Evet, meydanlar selama dursun.
Müslümanlar geliyor!
Ve kýrk garip mümin, Kâbe’ye doðru yürüyüþe geçtiler.
Efendimiz aleyhisselamýn saðýnda hazret-i Hamza vardý.
Önünde hazret-i Ali.
Onun önünde hazret-i Ömer.
Arkada diðer sahabiler
“radýyallahü teâlâ anhüm ecmain”.
Ayaklarýný kuvvetlice yere vurarak, heybetle yürüyorlar, geçtikleri yerlerden toz bulutu yükseliyordu havaya.
Peki ya müþrikler?
Onlar, Kâbe yanýnda oturmuþ laflýyorlardý o esnada.
Mevzu, Ömer bin Hattab idi tabii.
Zira o, bir gün önce Ebu Cehilin kýþkýrtmasýyla galeyana gelmiþ ve Resulullahý öldürmek için pür hiddet yollara düþmüþtü.
Ümit ve sevinçle ondan haber bekliyorlardý ki, uzaktan bir toz bulutu gördüler birden.
Biri sevinçle haykýrdý:
- Ýþte, geliyor!
- Kim geliyor?
- Kim olacak, Ömer bin Hattab.
- O mu gerçekten?
- Tabii, baþka kim olabilir?
- Evet evet, o geliyor.
Az sonra eþkaller belirmiþti.
Evet, gerçekten de Oydu gelen.
Gözünüz erkek görsün!
Ömer ibnil Hattab’ýn yalýn kýlýç geldiðini görünce, sevinçlerini þu sözlerle dile getirdi müþrikler:
- Gördünüz mü? Buna Hattaboðlu demiþler!
- Aslaným benim. Gözünüz erkek görsün!
- Asileri nasýl da toplamýþ getiriyor!
Ancak Ebu cehil cin fikirli biriydi.
Beðenmedi bu geliþi.
Baþýný olumsuzca iki yana sallayýp,
- Hayýr hayýr, hemen sevinmeyin! dedi.
- Nedenmiþ o?
- Bu geliþi beðenmedim ben.
- Ne demek istiyorsun?
- Sizin zannettiðiniz gibi olsaydý, Ömer arkada, diðerleri önde olurdu. Görünen o ki, o da düþmana iltihak etmiþ.
Müminler iyice yaklaþmýþlardý ki, Ebu Cehil onlara doðru bir iki adým atýp seslendi:
- Bu ne hâl ya Ömer?
Hazret-i Ömer önce “Kelime-i þehadet”i haykýrdý.
Sonra o müthiþ ihtarýný yaptý müþriklere:
- Beni bilen biliyor. Bilmeyen de bilsin ki, Hattaboðlu Ömer’im. Karýsýný dul, çocuklarýný yetim býrakmak isteyen yerinden kýpýrdasýn!
Müþriklerde bir iki saniyelik bir þaþkýnlýk oldu.
Ardýndan çil yavrusu gibi kaçýþtýlar etrafa.
Efendimiz aleyhisselam ve müminler bir aðýzdan tekbir getirdiler.
Allahü ekber! Allahü ekber!
Sonra saf tutup Kâbe’de namaza durdular.
Üstelik cemaatle ve aþikâre.
Sonra hazret-i Ömer ve Efendimiz aleyhisselam, birlikte Kâbe-i þerifin içine girdiler. Dört taraf putlarla doluydu.
Efendimiz aleyhisselam asasýyla onlarý gösterip bir âyet-i kerime okudular ki, mealen;
“Hak gelince batýl gider. Batýl elbette gidicidir” buyuruluyordu.
Evet, hak gelmiþ, batýl gitmiþti.
Mekke, o gün temizlendi putlardan.
Ezan sesleri yankýlandý semalarýnda.
|