Anadolu’da yetiþen büyük alimlerden Seyyid Ahmet Mekki Efendi hazretlerine "rahmetullahi aleyh", bir gün bazý gençler gelip;
- Efendim, bize “Peygamber efendimiz”den bahseder misiniz, diye ricada bulundular.
Onlara þunu anlattý:
Kýyamet gününde, Peygamber efendimiz ümmetinin önünde dururken Hak teâlâ hazretleri;
- “Ey Habibim! Ümmetini hesaba getir!” diye emreder.
Efendimiz aleyhisselam, ümmetinin alimlerini, salihlerini,
þehit ve velilerini ileri sürer.
Zalimler nerde?
Hak teâlâ;
- “Ey Habibim! Ümmetin bu kadar mý?” diye sorar. “Sen itaat edenleri getirdin, asiler hani? Alimleri getirdin, zalimler hani? Bunlar, namaz kýlanlar, kýlmayanlar hani?”
Efendimiz aleyhisselam büker boynunu:
- Ya Rabbi! Buyurduðun gibidir. Lakin onlar, halisane olarak sana iman ettiler. Asla puta tapmayýp sana þirk koþmadýlar. Hiç küfre bulaþmadýlar. Onlarýn günahlarýný bu halis imanlarýna baðýþla, diye yalvarýr.
Onlarý sevmeseydim
Rabbimiz buyurur ki:
- “Ey sevgili Habibim! Senin ümmetinin hepsine þefkatim pek çoktur benim. Ben onlarý sevmiþ, kendime muhatap eylemiþim. Onlarý hesaba çekmem bundandýr. Onlarla söyleþmeyi seviyor, bu sebeple hesaba çaðýrýyorum. Yoksa, hiç hesapsýz Cennete koyardým hepsini”.
Veren, aziz olur
Bir gün de;
- Mümin, her türlü ihtiyacýný Rabbine arz etmelidir, buyurdu. Çünkü ihtiyacýný Allahü teâlâya arzetmek, Ondan istemek, iftihar, kullardan istemek ise yüzkarasýdýr. Mümin, almayý deðil, vermeyi düþünür. Vermekten zevk alýr. Dinimiz, vermek dinidir.
Ve ilave etti:
- Veren aziz olur, alansa zelil.
Þöyle devam etti:
- Peygamber efendimiz; “Hastalarýnýzý sadaka vererek tedavi ediniz!” buyuruyor. Ýnsanýn imaný kemale erdikçe, vermesi çoðalýr. Verecek bir þeyi yoksa bile, hiç olmazsa tebessüm eder, güler yüz gösterir. Kimsenin kalbini kýrmaz. Kul hakkýndan korkar. Aðzýndan çýkana dikkat eder. Günaha girerim diye titrer adeta.
|