Ahmed Yesevi “rahmetullahi aleyh”, küçük yaþýndan beri Resulullah efendimizin “aleyhisselam” her sünnetine riayet ederdi.
Yaþ konusunda da takip etti Onu.
Altmýþüç yaþýna gelince, istemedi bu dünyada bulunmayý.
Allah’ýn Resulü “sallallahü aleyhi ve sellem”, bu yaþta dünyadan ayrýlmýþken, benim hâlâ yeryüzünde durmam Onu sevmeye yakýþýr mý diyerek bir hücre yaptýrdý yer atýnda.
Kalan ömrünü o hücrede geçirdi artýk.
Mezar gibi bir yerdi orasý.
Dar, küçük ve karanlýk.
O yerde, ibadetle geçirdi kalan ömrünü.
Kendisini ölmüþ olarak düþünür, ilim ve ibadetle geçirdi gece ve gündüzünü.
Yüzyirmiüç yaþýnda, vefat etti o hücrede.
Allahlýk dâvâ etme
Bir gün talebesinden birini bir yere gönderirken;
- Evladým, sakýn ola, gittiðin yerde Allahlýk ve Peygamberlik dâvâsýnda bulunmayasýn, diye tembih etti.
Talebe þaþýrdý:
- Tövbe efendim, Hiç öyle þey olur mu?
- Olabilir evladým.
- Nasýl olur hocam?
- Her istediðinin olmasýný istemek, Allahlýk iddiasýnda bulunmak, her sözünün dinlenmesini istemek de Peygamberlik dâvâ etmektir oðlum. Çünkü biz kuluz. Yalnýz Allahü teâlânýn istediði olur ve yalnýz Peygamberin “aleyhisselam” sözüne mutlak itaat edilir.
Yüz þehit sevabý
Bir gün de talebesinden biri;
- Hocam, þehit sevabý nasýl kazanýlýr? diye sordu.
Cevaben;
- Sana ben, bir deðil, yüz þehit sevabý kazandýran bir amel söyleyeyim mi?
- Buyurun efendim.
- Gýybet eden birini görürsen, konuþturma, sustur hemen!
- Nasýl susturayým hocam?
- Açýkça Sus! de. Bunu yaparsan, yüz þehit sevabý kazanýrsýn.
|